Yusufun Hayatına Giriş

Yusufun Hayatına Giriş

Yakup Beyt-El’deki Deneyimine Dönüyor

Yakup Beyt’-El’e yaptığı ilk ziyareti ve Rab’bin geceleyin orada bir görümde kendisine nasıl göründüğünü yeniden anlattı. Kendi yüreği yumuşamış, çocukları da sakinleşmişti. Beyt-El’e vardıklarında onları Tanrıya tapınmak amacıyla hazırlamanın en etkili yolunu seçmişti. Ev halkı, ellerindeki sahte ilahlarını ve kulaklarındaki küpeleri Yakup’a verdiler. Yakup da bunları Şekem’deki bir meşe ağacının altına gömdü.

Tanrı o ülkede yaşayanların yüreklerine korku salmıştı, bu nedenle Şekem’deki katliamın intikamını almaya kalkışmadılar. Yolcular Beyt-El’e rahatsız edilmeden vardılar. Burada Rab, Yakup’a tekrar görünerek antlaşma vaadini yeniledi.

Beyt-El’den Hevron’a varmak iki gün sürüyordu, ama Yakup, Rahel’in ölümüyle kedere boğuldu. Ona duyduğu sevgi yüzünden on dört yıl boyunca hizmet sunmuş, sevgisi bu uzun çabayı hafifletmişti. Yakup’un sevgisi bu denli derin ve kalıcı olmuştu.

Rahel ölmeden önce ikinci oğlunu dünyaya getirmişti. Son soluğunu verirken oğluna, kederimin oğlu anlamına gelen Ben-Oni adını verdi. Ama babası ona, sağ elimin oğlu anlamına gelen Benyamin adını verdi.

Sonunda Yakup yolculuğunun sonuna geldi. Yakup, İshak’la İbrahim’in de yabancı olarak kalmış olduğu, bugün Hevron denen Kiryat-Arba yakınlarındaki Mamre’ye, babası İshak’ın yanına gitti. Kötürüm ve kör olan İshak, kaybolan bu oğlunun dönüşüyle teselli buldu.

Yakup ve Esav babalarının ölüm döşeğinde buluştular.

Doğum hakkının bereketlerinden hoşnut olan Yakup, babasının zenginliğini, Esav’ın değer verdiği tek mirası, ağabeyine bıraktı. Artık aralarında soğukluk kalmamıştı; ayrıldılar. Esav, Seir dağına yerleşti. Bol bereketlerin kaynağı olan Tanrı, Yakup’a, aradığı yüce değerlerin yanı sıra dünyasal zenginlikler de bağışlamıştı. İki kardeş inanç bakımından birbirinden farklı olduğundan, ayrı yaşamaları iyi olacaktı.

Esav ve Yakup Tanrı’nın buyruklarını yerine getirmek ve O’nun beğenisini kazanmak için özgürdüler, ama ikisi de birbirinden farklı yollarda yürüdüler. Üstelik bu yollar birbirinden giderek daha çok ayrılıyordu.

Tanrı, Esav’ı kurtuluşun bereketlerinden yoksun bırakmış ve onu mahvoluşa mahkum etmiş değildi.

Herkes kendi seçimini yapmaktadır. Tanrı sonsuz yaşama kavuşma gereklerini Sözünde açıklamıştır. Mesih İsa’ya iman ederek Tanrı’nın sözünü dinlemek gereklidir. Tanrı, kendi yasasına uygun standardı böyle belirlemiştir. Bu standarda uyan her insan, sonsuz yaşam için seçilmiş olacaktır. İnsanın sonsuz kurtuluşu için Tanrı’nın sözünde açıklanan tek seçilmişlik budur.

“Seçilmiş olan her imanlı, kurtuluşunu korku ve titremeyle sonuca götürmeli, Tanrı’nın sağladığı silahları kuşanarak iman savaşını sürdürmelidir. Seçilmiş olan kişi duada uyanık kalacak, Kutsal Yazıları inceleyecek, ayartılardan kaçınacak, imanla yaşayacak ve Tanrı’nın ağzından çıkan her söze boyun eğecektir”.

Kurtuluş kapısı herkese açıktır; koşullara uyan herkes bu kurtuluşa ortaktır.

Esav antlaşmanın bereketlerini küçümsedi.

Kendi seçimiyle Tanrı’nın halkından ayrılmayı göze aldı. Yakup ise imanın getireceği mirası seçti. Gerçi bunu başlangıçta hile ve düzenle yapmıştı, ama Tanrı bu günahlarını düzeltmesi için ona fırsat verdi. Yakup amacından asla şaşmadı ve bu seçimini geri almadı. Güreşle geçen o geceden sonra Yakup, farklı bir kişi olmuştu. Kendine güvenme alışkanlığından kurtuldu. Önceden hileye ve düzene dayanan yaşamı artık yalındı ve gerçeğe bağlıydı. Karakterinin aşağılık yönleri Tanrı’nın ateşiyle yanmış, İbrahim ve İshak’ın arınmış altın gibi olan imanı Yakup’ta da oluşmuştu.

Yakup’un günahı ve bunun ardından gelen olaylar, oğullarının karakterinde acı bir meyve verdi. Ciddi kusurlar işlediler. Ev halkına çok eşlilik girdi. Bu kötülüğün sonuçları sevginin ırmaklarını kurutur, kutsal bağları gevşetir. Annelerin kıskançlığı ilişkilerinde acılığa yol açmıştı. Çocuklar, kavgacı, sabırsız ve kontrolcü oldular. Babanın yaşamı da keder ve kaygıyla karardı.

Yusuf’un Hayatına Giriş

Ne var ki, ailede karakteri çok farklı olan bir kişi vardı. Rahel’in küçük oğlu Yusuf, zihin ve yürek güzelliğini yansıtan bir karaktere sahipti. Pak, etkin ve sevinçli bir mizaca sahip olan Yusuf, ahlaksal ciddiyete ve kararlılığa sahipti. Babasının buyruklarına kulak vermiş ve Tanrı’nın sözünü dinlemeyi ilke haline getirmişti. Sonradan Mısır’da yükselmesini sağlayan nitelikleri yumuşaklık, sadakat ve gerçeğe bağlılık daha küçükken oluşmuştu. Yusuf, annesi öldüğü için babasına daha sıkı bağlandı. Yakup’un yüreği de oğluna bağlıydı. “İsrail Yusufu öbür oğullarının hepsinden çok severdi.”

Ancak bu sevgi sıkıntı ve keder kaynağı olacaktı. Yakup’un bilgece davranmayıp oğulları arasında belirgin bir tercih yapması, kıskançlığa yol açtı. Yakup onlara yumuşak bir şekilde sitem etse de, daha büyük bir nefret ve güceniklik uyandırıyordu. Onların Tanrı’ya günah işlemelerini görmeye dayanamıyordu.

Yakup derin duygularla onlara adını lekelememelerini ve daha da önemlisi Tanrı’nın saygınlığına gölge düşürmemelerini söylüyordu. Kötülüklerinin ortaya çıkmasından utanç duyan gençler, görünüşte tövbe etseler de gerçek duygularını gizliyorlardı. Bu da daha büyük bir gücenmeyle sonuçlanıyordu.

Babanın Yusuf’a verdiği pahalı giysi, bir saygınlık simgesiydi.

Bu yüzden diğer oğullar, ilk doğum hakkının Yusuf’a geçirildiğinden kuşkulanmaya başladılar.

Yusuf bir gün onlara gördüğü düşü anlattı: “Tarlada demet bağlıyorduk. Ansızın benim demetim kalkıp dikildi. Sizinkilerse, çevresine toplanıp önünde eğildiler.”

Kardeşleri, “Başımıza kral mı olacaksın? Bizi sen mi yöneteceksin?” dediler. Düşlerinden, söylediklerinden ötürü ondan büsbütün nefret ettiler.

Bir süre sonra, Yusuf başka bir düş gördü. “Dinleyin, bir düş daha gördüm” dedi, “Güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.” Yusuf babasıyla ağabeylerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: “Ne biçim düş bu?” dedi, “Ben, annen ve kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?” Yakup’un sözlerinin sertliği, Rab’bin Yusuf’a geleceği gösterdiğine inanmasından kaynaklanıyordu.

“Ağabeylerinin huzurunda duran Yusufun güzel çehresinde esin Ruhunun ışığı yanıyordu. Onlar ise buna dayanamıyorlar ve günahlarını açığa vuran paklıktan nefret ediyorlardı”.

Kardeşler, sürüleri için otlak bulmak amacıyla farklı yerlerde dolaşıyorlardı. Bu olaylardan sonra Şekem’e gittiler. Bir süre onlardan haber, alamayan baba, Şekemlilere yaptıkları kötülükten ötürü başlarına bir şey mi geldi diye kaygılanmaya başladı. Bu nedenle Yusuf’u göndererek onları bulmasını istedi. Yakup, oğullarının Yusufa karşı gerçek duygularını bilseydi, onu tek başına göndermezdi.

Yusuf sevinçli bir tavırla babasından ayrıldı; ne baba ne de oğlu bir daha hangi koşullarda görüşeceklerini bilemezlerdi. Yusuf Şekem’e vardığında kardeşlerini ve sürüleri bulamadı. Yabancılara sorduğunda Dotan’a gitmesi gerektiğini anladı. Yorgunluğunu unutarak babasının kaygılarını gidermek umuduyla oraya yöneldi.

Ağabeyler, Yusuf’un yaklaştığını gördüler.

Ancak onları bulmak için yaptığı uzun yolculuk, açlığı, yorgunluğu ve kardeşlik sevgisi onların acı nefretini yumuşatmadı. Babalarının sevgisinin işareti olan giysi onları öfkeyle doldurdu. Birbirlerine, “İşte düş hastası geliyor” dediler, “Hadi onu öldürüp kuyulardan birine atalım. Yabanıl bir hayvan yedi deriz. Bakalım ozaman düşleri ne olacak!”

Ancak Ruben, kardeşinin öldürülmesi düşüncesine karşı çıktı, onun bir çukura atılmasını ve orada bırakılmasını önerdi. Aslında sonradan dönüp Yusuf’u oradan kurtarmayı tasarlıyordu. Asıl niyetinin keşfedilmesinden korkan Ruben, hepsini ikna ettikten sonra oradan ayrıldı.

Yusuf tehlikeden habersiz gelmişti.

Ağabeylerinden sıcak bir selam beklerken, kızgın ve öfkeli bakışlarla karşılandı. Ağabeyleri onu tutup hırpaladılar; giysisini çıkardılar. Alaylı sataşmaları ve tehditleri ölümcül bir amaçları olduğunu ortaya koyuyordu. Hiçbiri Yusufun ricalarına kulak asmadı.

Onu derin bir çukura sürükleyerek içine attılar ve orada bıraktılar.

İnternet sitesi https://www.yasamkaynagi.com
Yazı oluşturuldu 84